Kalp Teri

Just another WordPress.com weblog

SEVGİLİNİN YÜREĞİNDEN BAŞKA

 

                            

                   Ne Sokrat’ın idam edildiği yerde…

                            Ne Sasaniler’in tapınaklarında

                            Hiç sönmeden yanan

                            Ahuramazda’nın ateşgedelerinde…

                            Ne de Sidarta Gotama’nın

                            Yalnız gecelerinde…

                            Hiç bir yerde bulamadım seni sevda!

                   Sevgilinin yüreğinden başka.

 

 

 

                            Ne atların nal şıkırtılarında…

                            Ne ceylanların nazlı bakışlarında…

                            Ne göklerin sonsuzluğunda…

                            Ne de baharın

                            Pembe yanaklarında…

                            Hiçbir yerde bulamadım seni sevda!

                            Sevgilinin yüreğinden başka.

 

 

 

                            Ne tarihin nefes kesen soğuğunda…

                            Ne kirli felsefelerin açlık kokan soluğunda…

                            Ne bilimin kutsal varlığında…

                            Ne de aklın görkemli krallığında…

                            Hiç bir yerde bulamadım seni sevda!

                            Sevgilinin yüreğinden başka.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                                  Turgay EVREN

Ağustos 28, 2008 Yazan: turgayevren | Şiirler | , , , | Henüz Yorum Yok

ALİ ŞERİATİ VE MEVLANA

 

                             

         Ali Şeriati kuşkusuz bu yüzyılın en tartışmalı isimlerinden biri olmuştur. Kendisi yaşarken dahi İran’da anlaşılamamaktan şikayet etmiş ve dert yanmıştır. 1980’li yılların hemen başında eserleri Türkçeye çevrilmiş ve görüşleri Türkiyeli aydın ve geleneksel Müslüman camiada derin yankılar ve yer yer itirazlar oluşturmuştur. Şeriati’nin İslam irfanı, özgün Kur’an yorumu ve engin doğu ve batı düşünce geleneğini yan yana getirerek oluşturduğu orijinal fikirleri anlayabilmek ve daha önemlisi hazmedebilmek henüz emekleme dönemi yaşayan Türkiye okurları için gerçekten de kolay değildi. Bunun sonucu olarak, çoğu zaman birbirine zıt onlarca Şeriati efsanesi yaratıldı ve Şeriati’nin gerçek çehresi tüm bu efsaneler arasında solmaya ve kaybolmaya yüz tuttu.

         Şeriati hakkında kaleme alınmış bir yazı ve Mevlevi dansı yapan bir semazenin resminin yan yana kullanılmasına yapılan bir okuyucu itirazı beni bu yazıyı kaleme almaya yöneltti. Zira tek başına bu örnek bile ülkemizde bugün dahi Şeriati’nin anlaşılmaktan ne denli uzak olduğunu göstermeye yeter de artar bile. Mevlana İslam dünyasının çok yakından tanıdığını sandığı bir sufi. En çok bilinen eseri olan Mesnevi’nin gerçekte ne kadar okunduğu ve anlaşıldığı ayrı bir tartışma konusu. Ancak Türkiyeli aydınların tüm sahiplenme iddialarına karşın Mevlana’nın İran İslam geleneği tarafından daha bilinçli bir şekilde tanındığı ve eserlerinin İran’da sıradan insanlar tarafından bile okunup tartışıldığı da bir gerçek. Abdulkerim Suruş, Mutahhari, Ali Şeriati ve Seyyid Hüseyin Nasr’ın birkaç kitabıyla hemhal olmuş sıradan bir okuyucu bile Mevlana’nın İran İslam irfanı üzerindeki etkisini ve hakkını kolaylıkla teslim eder. Birkaç yıl önce Konya’da Mevlana konulu bir etkinliğe konuşmacı olarak gelen Seyyid Hüseyin Nasr bazı dinleyicilerin Mevlana ile ilgili eleştirilerini duyunca derin bir şok geçirmişti. Şüphesiz ne kadar büyük olursa olsun her insan eleştirebilir ve görüşleri kısmen ya da tamamen reddedilebilir. Nasr’ı eleştiriler konusunda dehşete düşüren şey Türkiyeli aydınların Mevlana ve fikirleri hakkındaki derin cehaletiydi. Dünyanın en çok okunan eserlerinden biri olan Mesnevi’nin kapağını açmamış bir okuyucu ne kadar da kolay bir şekilde kendinde Mevlana ve felsefesi hakkında atıp tutma hakkını görebiliyordu! Bu Nasr’ın kolayca anlayabileceği bir şey değildi.

         Gelelim asıl konumuza, Ali Şeriati, Mevlana hakkında ne düşünüyordu? Şeriati Mevlana’nın görüşlerini benimsiyor muydu? Yoksa onu da Safevi Şia’sının bir göstergesi ve ürünü olarak mı yorumluyordu? Bu noktada sıkı durun, zira söyleyeceklerim Şeriati hakkında yüzeysel bir donanıma sahip olanlar için biraz sarsıcı gelebilir ama neylersiniz ki hakikatin dili her zaman keskindir. Mevlana, Şeriati’yi gençlik döneminde girdiği düşünsel bunalım sonucu intihar etmekten kurtaran kişidir. İnanmayanlar Şeriati’nin ‘Mektuplar’ına veya Puran Şeriati’nin İhtar yayıncılık tarafından yayınlanan ‘Eşim Ali Şeriati’ adlı kitabına bakabilirler.         “Havuzun kenarına gitti. Her şey onun omuzlarındaydı, ilk kez olarak ölüm ve yaşam onun güçlü ellerindeydi. Sonsuz bir zaaflık içindeki güç! Fakat hayır, hayır, aniden babasının sayısız kitaplarının arasından Mesnevi’nin de olduğu aklına geldi. Evet Mevlana’da vardı. Hayatın çile, keder olduğu, vehim, şüphe ve baştan başa ibham ile dolu olduğu doğrudur. Ancak insanın oturup da Mesnevi okumasına değiyor. Ali, henüz onüç – ondört yaşında olduğu bu dönemde Mesnevi’nin sahip olduğu irfan yardımıyla düşünsel ve ruhsal bataklıklardan kendisini koruyabildi.” ( Eşim Ali Şeriati, 43 )

         Ali Şeriati’nin Sorbone’da doktora eğitimi için gittiği Paristen Kazım Müttehidin’e yazdığı şu mektuba da göz atmakta fayda var:

         “Ah keşke İran’da olsaydım ve geceleri Mesnevi ile geçirmiş olsaydık … Ah keşke buraya gelmeseydim ve özgürlüğün anlamını tatmasaydım ve sadece kitaplar arasında olsaydım. Meşhed’de, o geçmiş asırların sofra kırıntıları bize yeterdi ta ki tümünü ilim adıyla doyasıya yeseydik ve ….” ( Eşim Ali Şeriati, 75)  

         Yine eşinden Ali Şeriati’nin Paris’te boş zamanlarını nasıl değerlendirdiğini öğrenelim:

         “Bir başka oturumlardan birisi de genellikle birkaç arkadaşıyla birlikte Cumartesi akşamından başlayan ve bazen Pazar akşamına kadar devam eden Mesnevi Okumalarıydı.” ( Eşim Ali Şeriati, 89 )

         Görüldüğü üzere Mevlana’nın Ali Şeriati’nin gelişimi üzerinde derin bir etkisi var. Şeriati’nin hayatını konu alan hangi kitabı alırsanız alın bu gerçeği kolayca fark edebilirsiniz. Şeriati’nin çalışmalarında Mevlana’ya çok sayıda atıf vardır. Tek başına ‘Biz ve İkbal’ adlı kitabını bile dikkatle incelediğinizde bu gerçek hemencecik ortaya çıkar. Şeriati’nin Muhammed İkbal’i Müslümanlar için modern bir örnek düşünür olarak tanıttığı bu eserde İkbal ile Mevlana arasında kurduğu bağlar gerçekten de ilginçtir. İkbal’in birçok Müslüman aydın tarafından bu yüzyılda yaşayan modern bir Mevlana olarak kabul edildiğini de ayrıca hesaba katmak lazım.

         Ali Şeriati’nin Mevlanaya duyduğu hayranlık, onun Mevlana’nın tüm görüşlerini benimsediği anlamına gelmez. Şu var ki, ‘Ali Şiası ve Safevi Şiası’ adlı eserinde de görüldüğü gibi Şeriati asla tasavvufun özüne karşı değildi. O ısrarla bu özün değiştirildiğinden bahsediyor ve bizleri bu özü bulmaya çağırıyordu. Bir insanı tümden kabul etmek veya reddetmek Şeriati’nin Kur’an’dan aldığı, kriterlerine asla uymazdı. Ne var ki, Mevlana Şeriati’yi Şeriati yapan unsurların başında bir yere sahiptir. Hem dostları hem de düşmanları tarafından anlaşılamamaktan muzdarip, İslam mektebinde yetişmiş bu düşünürü yargılamaktan önce anlamaya çalışma gayretimiz muhakkak ki, kendi kevirimizi dönüştürebilmemiz adına da son derece büyük bir öneme haizdir.     

 

 

 

 

 

 

 

                                                                 

 

                                                                           Turgay Evren                 

Ağustos 27, 2008 Yazan: turgayevren | Denemelerim | , , , , | Henüz Yorum Yok

AYDINLIK

          

                   Zulüm gedik açtı surlarımda benim.

                            Gecenin yüreğine su serp, aydınlık!

                            Hasret diken açtı güllerimde benim.

                            Acının ellerine gül ver, aydınlık!

 

 

                            Ruhum karanlığa mahzen olmuştur.

                            Ne Sokrat ne Buda kurtarır beni.

                            Aklım mecnunluğa gülşen olmuştur.

                            Ne Dekart ne Beykın yandırır beni.

 

 

                            İsa’dan sevgiyi almadı kalbim.

                            Ne de hikmeti kaptı Musa’dan aklım.

                            Özgürlük çölünde döndüm dolandım.

                            Aklın karanlıklarında kandilsiz kaldım.  

 

 

 

 

                             Turgay EVREN

Ağustos 27, 2008 Yazan: turgayevren | Şiirler | , , , , | Henüz Yorum Yok

Uzaklarda Arama

                                    Arama uzaklarda

                            Allah çok yakınında

                            Coğrafya kitabında

                            Tarih haritasında

                            Sesleniyor bak sana

 

                           

                            Arama kuytularda

                            Allah tüm duygularda

                            Bir müzik notasında

                            Bir dağ manzarasında

                            Sesleniyor bak sana

 

 

                            Arama tenhalarda

                            Allah tüm sahalarda

                            Bir çarpım tablosunda

                            Tabiat balosunda

                            Sesleniyor bak sana

 

 

                            Arama başka yerde

                            Allah her an her yerde

                            Acıyan yüreğinde

                            Tükenmeyen sevginde

                            Bilim yurdu beyninde

                            Sesleniyor bak sana

 

                           

 

 

 

 

 

 

 

                                                                  Turgay Evren

Ağustos 26, 2008 Yazan: turgayevren | Çocuk şiirleri | , , , | Henüz Yorum Yok

Anne

 

                                              

                                                                                   

                                      Anne

                                      Şefkatinle sar beni

                                      Sar tarihi

                                      Sar bilimi

                                      Günlerce tat görmeyen

                                      Öksüz dilimi

 

 

                                      Anne

                                      Yüreğinle okşa saçımı

                                      Okşa insanlığı

                                      Okşa katılığı

                                      Eşitlikten hüküm giymiş

                                      Yalnız sanığı

 

 

                                      Anne

                                      Gözlerinle tara ruhumu

                                      Tara yurdumu

                                      Tara duygumu

                                      Ayaklar altında çiğnenen

                                      Ak onurumu

 

 

 

 

                                                           Turgay Evren

 

 

 

 

 

 

Ağustos 26, 2008 Yazan: turgayevren | Çocuk şiirleri | , | Henüz Yorum Yok

Boyut Kısırları

Boyutlardan

Feragat ederek

Gelme bana

Ekmeği de al yanına

Aşkı da

Spartakus kadar güçlü

Sokrat kadar akıllı

Ve İsa gibi sevgi dolu ol

Ama

Muhammedi görmeyen göz

Âmâ 

Turgay EVREN 

Ağustos 25, 2008 Yazan: turgayevren | Şiirler | | Henüz Yorum Yok

Peygamberler Yoktu

 

 

 

 Peygamberler yoktu        

 Tarih vardı

 Yürüyordu

 Bir genç kızın gözlerinde batan şafak

 Bir işçinin saplandığı çamurdan batak

 Ve sen vardın sadece

 Gözyaşlarımdan sonra

 Ama aç çocuklardan önce

 Yaslanacak

 

 

Tanrı yoktu

Bilim vardı

İşliyordu

Özgür kurşun kıvamında bir şakak

Yaşam kadar soğuk bir yatak

Ve sen vardın ayrıca

Anlamsızlığımdan sonra

Ama fabrikalardan önce

Avunacak

 

 

Artık melekler yoktu

Gerçek vardı

Gürlüyordu

Çöle ilham kurumuş bir ırmak

Hakikat kadar çıkmaz bir sokak

Ve sen vardın bir de

Yalnızlığımdan sonra

Ama kimsesizlerden önce

Tutunacak

 

 

Kutsal kitaplar da yoktu

Yorum vardı

Saklıyordu

Bir sürü gölgesiz çardak

Ağzına kadar boş bir bardak

Ve sen vardın belki de

Depremlerimden sonra

Ama artçılarımdan önce

Sığınacak

 

 

 

 

Peygamberler vardı

Vardı Tanrı

Melekler de vardı

Kitaplar seyyardı

Sen yoktun bir tek

Bu onulmaz varlık evini

Aklın ve yüreğinle

İlahi hidayetle

Çekip çevirecek

 

 

                                              

 

 

 

Turgay EVREN            

        

 

 

Ağustos 25, 2008 Yazan: turgayevren | Şiirler | , , , | 1 Yorum

MAHAYANA

 

                             

                   Mahayana!

                            Neredesin sevgilim?

                            Karanlığı emen dudaklarını öptüm

                            Sokak lambalarının.

                            Lâkin sen yoktun tadında vuslatın.

                            Gözlerimi diktim güneşin gözlerine

                            Saatlerce.

                            Fakat ışığını yazık ki bulamadım

                            Gözlerinin.

 

 

                            Ah Mahayana!

                            Hiçbirisi sen değildin,

                            Gökte uçan kuşlardan.

                            Hiçbirisi sen değildin,

                            Denizde yüzen balıklardan.

                            Ve çehreni göremedim,

                            Song resminde,

                            Gupta şiirinde,

                            Ya da ıssız bir gotik katedralinde.

                            Öksüz bıraktın medeniyetleri

                            Yolu bilinmeyen karanlık adresinde.

 

 

                            Sahi Mahayana!

                            Az daha sormayı unutacaktım.

                            Nesin sen?

                            Bilgi misin? Sevgi misin? Erdem misin?

                            ‘Aydınlanma’ diyorlarmış sana Çin rahipleri.

                            Adını hikmet koymuş Sokrat

                            Sen doğduktan hemen sonra.

                            İdea demiş sana Eflatun,

                            Ve Muhammed koynunda beslemiş seni.

                            Ne olur göster bana bir defacık

                            Aracısız kendini.

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                                           Turgay EVREN

Ağustos 25, 2008 Yazan: turgayevren | Şiirler | , | Henüz Yorum Yok